Sovyetlerde Radikal Bir Kent Eleştirisi: Disurbanizm

Disurbanizm, Sovyet mimarlığı ve şehircilik tartışmalarında kısa süreli fakat son derece radikal bir akım olarak ortaya çıktı; dönemin hâkim çevrelerinde ise zaman zaman ‘anarşist sapma’ olarak damgalandı.

1920’lerin sonunda Çağdaş Mimarlar Birliği (OSA) üyeleri arasından kimi konstrüktivist* mimarlar radikal bir kent eleştirisine giriştiler.[1] Sovyet mimarlık ve planlama çevrelerini bölen büyük tartışmada disurbanistler, en uç ve en özgün konumdaydı. Diğer akımlar “sosyalist kent nasıl olmalı?” diye sorarken, disurbanistler kentin kendisini sorguladı. Sanayileşmiş ve teknolojik bir sosyalist toplumda merkezî kente gerçekten ihtiyaç var mıydı? 1920’lerin sonundaki sosyalist yerleşim tartışmalarında kabaca üç güçlü eğilim öne çıkıyordu:  İşçi bahçe-kenti, “sotsgorod” (sosyalist kent) ve disurbanistlerin “yeni yerleşim” ağı. Bunların en radikali disurbanizm’di.[2] 

Teorik Çekirdek: Kentin Sönümlenmesi

Disurbanizmin en önemli kuramsal isimlerinden biri, mimar değil sosyolog olan Mihail Okhitoviç’ti. Mihail Okhitoviç “Kent sorununa dair” başlıklı 1929 tarihli yazısında bu akımın kurucu metinini yazdı.[3] Okhitoviç’in düşüncesinin temel dayanaklarından biri, sosyalizmde kır ile kent arasındaki karşıtlığın ortadan kaldırılması fikriydi.

Okhitoviç’e göre kent, tarihsel olarak belirli koşulların ürünüydü ve bu koşullar ortadan kalkınca kent de “sönümlenecekti”. Kenti var eden şey, üretim araçlarının, iş gücünün ve hizmetlerin tek bir noktada yoğunlaşma zorunluluğuydu. Bu zorunluluğun artık teknolojik olarak aşılması; elektriğin enerjiyi her yere taşıyabilmesi, hareketliliğin artması, telefon, radyo ve telgraf araçlarının iletişimi mekândan koparması önemli gelişmelerdi.[4] Dolayısıyla nüfusu bir yere tıkıştırmak gereksiz, hatta gericiydi. Çözüm nüfusun ülke geneline eşit ve ince biçimde dağıtılmasıydı.

Disurbanistler döneminin bir diğer kent yaklaşımı olan urbanistlere yoğun bir biçimde karşı çıkıyorlardı. Başta Leonid Sabsoviç olmak üzere urbanistler ise nüfusu yoğunlaştırılmış, planlı sosyalist kentler ve kolektif yaşam biçimleri öneriyordu. Okhitoviç ve disurbanistler bunu, bireyi ezen zorlama bir kolektivizm — âdeta “yeni bir kışla düzeni” — olarak eleştirdi; ona göre urbanistler eski kentin hastalığını (yoğunlaşma) sosyalist bir kılıfta yeniden üretiyordu. Disurbanizm’in en şaşırtıcı yanı tam da burada belirginleşiyordu. Onların kuramı kolektivizm adına değil, sosyalizm altında bireyin özerkliği ve kişiliğinin gelişmesi içindir.

Öneri ve Uygulamaları

Kentsel ve kırsal yaşam tarzları arasındaki ayrımın sürmesine karşı olan disurbanistler, kır-kent ayrımının ister istemez, burjuva toplumuna has eşitsizlik ve adaletsizlikleri yeniden üreteceğini düşünüyordu. Disurbanistler yerleşim alanlarının tüm coğrafya üzerinde dağıtılmasını, merkezi bir kentte yoğunlaşmadan kaçınılmasını savunuyordu.[6] [7]

Okhitoviç’in soyut sosyolojisini mimari forma Moisei Ginzburg çevirdi; yanında Mihail Barşç, Aleksandr Pasternak, Aleksandr Zelenko ve Nikolai Sokolov gibi isimler vardı. Disurbanist yaklaşımda öne çıkan ilkeler şöyle özetlenebilir: Şerit yerleşim; bireysel, hafif ve hareketli konut; dağıtılmış kolektif hizmetler ve yeşil doku.

  • Şerit yerleşim: yerleşim ulaşım ve altyapı hatları (yol, elektrik, kanalizasyon) boyunca uzanan ince bir bant halinde örgütlenirdi. Kent bir “nokta” değil, teorik olarak tüm ülkeyi kaplayabilecek adeta bir “çizgi” olurdu. 
  • Bireysel, hafif, hareketli konut: bireyselliği de önemseyen, farklı büyüklüklerde bir araya getirilebilen, gerektiğinde yeniden düzenlenebilen konut hücreleri öneriliyordu. Konut, sabit bir mülk değil, neredeyse taşınabilir bir eşya gibi düşünülüyordu. 

Disurbanist bireysel konut hücresi

  • Dağıtılmış kolektif hizmetler: ortak yemekhane, çamaşırhane ve kreş gibi işlevler ortadan kalkmaz, ancak urbanistlerdeki gibi tek dev binada toplanmak yerine şerit boyunca düğüm noktalarına yayılırdı. 
  • Yeşil doku: konut şeridi ile sanayi arasında geniş yeşil tamponlar bulunur, kır ile kent iç içe geçer ve ayrım fiilen silinirdi.

Disurbanistlerin teorik fikirleri, 1930’da Magnitogorsk ve Yeşil Şehir gibi yarışma projelerinde somut mimari ve kentsel önerilere dönüştü. Bunlardan ilki, inşası 1929’da başlayan bir sanayi devi olarak sıfırdan kurulan Magnitogorsk kenti için açılan yarışmaydı. OSA’nın lineer yerleşim önerisinin yanı sıra, Mikhail Okhitoviç’in Mihail Barşç, Vyacheslav Vladimirov ve Nikolai Sokolov ile birlikte hazırladığı Stroikom projesi, “İnsanlığın Yeni Yerleşimi” adını taşıyordu. Bu öneri, Magnitogorsk kentinin sınırlarını aşarak çevredeki maden, sanayi, tarım ve hayvancılık bölgelerini tek bir bölgesel sistem içinde düşünüyordu. Projenin merkezinden sekiz uzun yerleşim şeridi uzanıyor; bu şeritler boyunca konutlar, üretim alanları, tarım bölgeleri, okullar, kreşler, spor ve ortak hizmet birimleri örgütleniyordu. Her bir şerit yaklaşık 25 kilometre veya daha fazla uzunluğa sahipti.[8] Böylece önerilen şey yalnızca yeni bir kent değil, kent ile kır arasındaki ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni bir yerleşim sistemi idi. Ancak bu radikal öneri uygulanmadı ve yarışma projeleri arasında kaldı.

Magnitogorsk Bölgesel Disurbanist Planı (1930). Çizenler: M. Barşç, V. Vladimirov, M. Okhitoviç, N. Sokolov. (Kaynak: TEHNE Arşivi, tehne.com)

Yarışmanın bir diğer unutulmaz ve sarsıcı önerisi ise İvan Leonidov’a aitti. Leonidov’un önerisi de merkezî kent modelinden uzaklaşan, yerleşimi geniş bir coğrafyaya dağıtan radikal bir şema sunuyordu. Kuleler, hafif konut birimleri, ulaşım sistemleri ve kültürel yapılar bu doğrusal ve dağınık mekânsal örgütlenme içinde ele alınıyordu. Bu projeler, disurbanizm’in bugün literatürde en sık başvurulan görsel ve mekânsal referansları haline geldi.

İvan Leonidov, Magnitogorsk Yarışma Projesi, 1930.

Aynı yıl Moskova yakınlarında bir dinlenme ve rekreasyon yerleşimi için düzenlenen Yeşil Şehir (Zeleniy Gorod) yarışması ise disurbanist görsel hafızanın en radikal duraklarına sahne oldu. Ginzburg ile Barşç’ın sunduğu proje, kentsel yoğunlaşmayı büyük ölçüde çözerek yola paralel uzanan bir bant haline getiriyor, modüler “büyüyen evler” ve doğa içine serpiştirilmiş taşınabilir bireysel kabinler ve hat boyunca dağıtılmış sosyal hizmet odakları öneriyordu. 

Mihail Barşç ve Moisey Ginzburg, Yeşil Şehir (Zeleniy Gorod) Yarışma Projesi, 1930.

Le Corbusier ile Tartışma ve Batılı Paralellikler

Disurbanizm’in uluslararası yankıları da oldu. Le Corbusier’nin 1930’da Moskova’daki şehircilik tartışmaları sırasında disurbanistlerle karşılaşması, iki farklı kent anlayışının oldukça çarpıcı bir karşılaşmasına yol açtı. Corbusier yoğunlaşmayı ve dikey kenti savunarak disurbanizm’e karşı çıktı: “Zekâ, grup kitleleri içinde gelişir, keskinleşir, […] bizatihi yoğunlaşmanın semeresidir. Dağılma [yalıtılma] korkutur, zayıf düşürür, bedensel ve zihinsel disiplinle tüm bağları gevşetir, ki onlar olmadığında insan ilkel haline döner.”

Corbusier’in bu eleştirisine Ginzburg cevabında şöyle yazdı:

 “Biz modern kente tanı koyuyoruz. Diyoruz ki: Evet kent hasta, ölümcül hasta. Ama biz onu tedavi etmek istemiyoruz. Biz onu tümden yıkmayı; iç çelişkilerden kurtulmuş ve sosyalist olarak nitelenebilecek yeni bir insan yerleşimi formu üzerinde çalışmayı tercih ediyoruz.

[…] Kolektifin insan tarihinde ne kadar önemli olduğu konusundaki değerlendirmenizde yüzde yüz haklısınız. Zaten sizinle fikir ayrılığımızın esası bu değil. Kolektivizmin ve endüstriyel yoğunlaşmanın gerekleri, merkezsizleşmeyi ve mekânda yayılmayı talep ediyor; meselenin özü budur.”[9] 

Bu tartışma, Le Corbusier’nin Moskova üzerine geliştirdiği kentsel düşünceler açısından da önemli bir bağlam oluşturdu.

Batı’daki en çarpıcı paralellik ise Frank Lloyd Wright’ın Broadacre City’sidir. 1932’de ortaya koyduğu bu otomobile dayalı, ademi-merkezî yerleşim ütopyası, disurbanizm’le şaşırtıcı benzerlikler taşır; ancak iki projenin doğrudan birbirinden türediğini söylemek için yeterli kanıt yoktur.

Broadacre City Maketi (1935)

Etkileri

Disurbanist söylemin izleri, 1930’ların başında hızla gelişen Magnitogorsk’un planlama tartışmalarında ve bazı mekânsal önerilerinde görülebilir. Ayrıca bu dönemde urbanist ya da disurbanist olmayan, her iki düşüncenin de kimi noktalarını sahiplenen plancılar da bulunmaktaydı. Bu iki kampın arasında duran Nikolai Miliutin ise farklı unsurları bir araya getiren bir ara model geliştirmeye çalıştı. Özellikle 1930 yılında yayımladığı Sotsgorod (Sosyalist Şehir) adlı eseri, lineer (doğrusal) şehir teorisiyle sosyalist kentleşme tarihine yön veren dönüm noktası niteliğinde bir çalışmadır.

Nikolai Miliutin tarafından hazırlanan Nijniy Novgorod otomobil fabrikası için doğrusal şehir planı

Ani ve Trajik Son

Urbanizm-disurbanizm tartışması çok geçmeden tek bir darbeyle kapandı. Parti Merkez Komitesi’nin 16 Mayıs 1930 tarihli “Gündelik yaşamın yeniden yapılandırılması çalışmaları üzerine” kararı, gündelik yaşamı “tek hamlede” dönüştürmeye çalışan girişimleri zararlı bulup mahkûm etti. Karar iki kampı birden — hem urbanistleri hem disurbanistleri — “ütopik” ve gerçeklikten kopuk hayalcilik olarak niteledi. Bu süreç, 1930’ların ortalarından itibaren güçlenen Stalinist mimarlık ve şehircilik anlayışının egemenliğiyle birlikte sonlandı; Sovyet kentleşmesi yeniden merkezî, yoğun ve anıtsal mekânsal biçimlere yöneldi. Disurbanizm’in tasfiyesinin ardından gelişen süreç Sovyet kentleşmesinin tam aksi istikamette devasa monumental yapılara, Stalinist monumentalizm ve yoğun sanayi kentlerine (Stalinka’lar ve dev kentsel bloklar) yönelmesine neden oldu.

Okhitoviç’in kişisel sonu ise dönemin karanlığını özetler nitelikteydi. 1933’te Parti tarafından kınandı; 1935’te Konstrüktivizmi savunup Stalinist “hiyerarşi kültü”nü eleştiren konuşmasının ardından tutuklandı, Gulag’a gönderildi ve 1937’de idam edildi.[10]

Disurbanizm, dönemin idaresi tarafından bastırılsa da, bugünün bazı mekânsal tartışmaları açısından yeniden okunabilecek erken bir öngörü olarak değerlendirilebilir. 1920’lerin sonunda elektrik ve radyo üzerinden hayal edilen “mekândan bağımsız iletişim ve dağıtılmış üretim”, günümüzün dijitalleşmiş, uzaktan çalışan ve ağ tipi örgütlenen dünyasında yeniden anlam kazanmaktadır. Günümüz aşırı yoğunlaşmış metropollerinin yaşadığı ekolojik krizler, salgınlar ve altyapı sorunları karşısında; doğayla iç içe, merkezi olmayan ve esnek yerleşim modelleri tartışılırken Disurbanizm unutulmuş ama potansiyel olarak ilham verici bir tarihsel alt metin sunmaktadır. Disurbanizm bireysel özerklik ile toplumsal eşitliği yeşil bir ağ üzerinde birleştirmeyi teklif eden en cesur ütopyalardan biri olarak şehircilik tarihinde yerini almaya devam ediyor.

Notlar

*Konstrüktivizm: 1917 Ekim Devrimi’nin ardından Sovyet Rusya’da ortaya çıkan; sanatı süs veya estetik bir nesne olmaktan çıkarıp toplumun ve yeni yaşamın inşasında somut bir araç kılmayı hedefleyen radikal bir avant-gard sanat ve mimarlık akımıdır.

Kaynakça

[1] SkopBülten. (2021, 23 Şubat). Disurbanizm: Sosyalist kentin inşasında kısa süren bir deney. e-skop. https://www.e-skop.com/skopbulten/disurbanizm-sosyalist-kentin-insasinda-kisa-suren-bir-deney/6087

[2] Kudryavtsev, F. (2022). The future without centralities, “new settling” by Mikhail Okhitovich and his proponents. C. Brisotto & F. Lemes de Oliveira (Ed.), Re-imagining resilient productive landscapes: Spatial planning perspective from the Global South içinde (s. 199–221). Springer. https://doi.org/10.1007/978-3-030-90445-6_10

[3] Okhitoviç, M. (1929). K probleme goroda [Kent sorununa dair]. Sovremennaya Arkhitektura (SA), 4, 130–134.

[4] Kopp, A. (1970). Town and revolution: Soviet architecture and city planning, 1917–1935 . George Braziller.

[5] Starr, S. F. (1978). Visionary town planning during the cultural revolution. S. Fitzpatrick (Ed.), Cultural revolution in Russia, 1928–1931 içinde (s. 207–240). Indiana University Press.

[6] Glebova, A. (2025). “Down with the skyscrapers of historical backwardness,” or the paradoxes of the disurbanist revolution. Modernism/modernity Print+. https://www.modernismmodernity.org/forums/posts/glebova-paradoxes-disurbanist-revolution

[7]Espejo, D. (2021, 14 Mart). Notes on disurbanism. Honi Soit. https://honisoit.com/2021/03/notes-on-disurbanism/

[8] Barşç, M., Vladimirov, V., Okhitoviç, M. ve Sokolov, N. (2018, 14 Haziran). Magnitogor’ye [Magnitogorsk Bölgesi disurbanist yerleşim projesi, 1930]. TEHNE. https://tehne.com/event/arhivsyachina/m-barshch-v-vladimirov-m-ohitovich-n-sokolov-magnitogore-1930

[9] Wolfe, R. (2011, 18 Temmuz). Pod-people: Soviet disurbanism and individual housing units. The Charnel-House. 

[10] Hudson, H. D., Jr. (1992). Terror in Soviet architecture: The murder of Mikhail Okhitovich. Slavic Review, 51(3), 448–467. https://doi.org/10.2307/2500054

 

Toplumsal Coğrafya

Dünyayı sakinleriyle, dayanışma ve direniş halleriyle anlamaya çalışıyoruz.