Kentsel veya kırsal yerleşmeler sadece barındığımız alanlar olmanın ötesinde, tarihsel, toplumsal, ekonomik ve politik ilişkiler çerçevesinde şekillenen, çok boyutlu ve çok katmanlı mekanlardır. Devlet ve sermaye, mekanı “kar/rant”, “mülkiyet” ve “iktidar” üzerinden tanımlarken; dünyanın pek çok coğrafyasında sistem karşıtı, “dayanışma” ve “özyönetim” ilkeleri üzerinden işleyen birçok işgal mahallesi ve komün de bulunmaktadır. Eşitlikçi ilişkilerin geniş toprak parçalarında deneyimlendiği, “ütopya”nın uzaktaki bir hayal değil, tam şu anda inşa edilen mekansal bir pratik olduğunun kanıtı olan deneyimlerin varlığını ve hikayelerini bilmek yeni özyönetimler oluşturabilmek, çeşitli mekansal mücadeleleri büyütebilmek için faydalı olabilir.
Toplumsal Coğrafya olarak, bilebildiğimiz, izini sürebiliğimiz bu deneyimleri sizlere tanıtacağız. İlk örneğimiz: İspanya sınırları içerisindeki Bask Bölgesi’nin Vitoria-Gasteiz kentinin çeperindeki Errekaleor Bizirik.
1. Bask Coğrafyasında Bir İşgal Mahallesi: Errekaleor Bizirik

2013 yılında, yıkılmaya terk edilmiş hayalet bir işçi mahallesinin üniversite öğrencileri tarafından işgal edilmesiyle başlayan süreç, bugün Avrupa’nın en büyük “özgürleştirilmiş bölgesi”ne (liberated zone) dönüştü.
Errekaleor Bizirik mahallesi, gerçekleştirilememiş bir proje sonunda boş kalan bir lojman bölgesinin konut sorunu yaşayan öğrenciler tarafından işgal edilmesiyle oluşmuştur. 10 kişiyle başlayan bu işgal deneyimi bugün 150’den fazla kişiyle aktif bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Mahalle her biri 6 katlı, (ve her her birinde toplam 12 daire bulunan) 16 bloktan oluşmaktadır. Bu mahalle, tarım alanı, sinema, güneş enerji panelleri, fırın, matbaa, bar, sanat atölyesi, toplantı odaları, kütüphane, gençlik merkezi ve müzik atölyesi gibi birimlere sahip bir ortak yaşam alanıdır.
Mülkiyeti belediyenin şehir planlama şirketine ait olan mahalle, bu şirketin ve belediyenin saldırılarına rağmen kendi mücadelesi ve dışarıdan gelen desteklerle yaşamına devam ediyor. Belediye, mahalleyi tahliye edebilmek için elektriği kestiğinde, mahalle sakinleri karanlığa teslim olmak yerine geniş bir dayanışma kampanyası başlatmıştır. Bu kampanya ile kurdukları güneş paneli sistemi, onları sadece aydınlatmakla kalmamış; şebekeden ve dolayısıyla merkezi otoritenin denetiminden bağımsız, kendi kendine yeten bir alan yaratmıştır. İzole kalmayı reddeden, politik hareketlerle iç içe bu mahalle bir direniş hareketine dönüşerek özgürlükçü bir deneyim sürdürmektedir.
Kentsel yaşamı meta ilişkilerinin dışında dayanışmayla yeniden üreten mahalle kullanım değerinin değişim değerine, dayanışmanın mülkiyete galip geldiği bir yaşam alanı örneği sunmaktadır. Errekaleor Bizirik Savunduğumuz pek çok mekansal teoriyi ve özlemini duyduğumuz ütopyaları yaşayan bir mahalle olarak başka bir kentin mümkün olduğunu hatırlatıyor.
2. Patriyarkaya ve Savaşa Karşı Özgür Kadın Köyü: Jinwar

Mekan, cinsiyet ilişkilerinden bağımsız değildir. Kentler ve köyler tarihsel olarak erkek egemen aklın, mülkiyetin ve güvenlik politikalarının şekillendirdiği alanlar olmuştur. Kuzey ve Doğu Suriye’de (Rojava) kadınlar tarafından inşa edilen Jinwar, tam da bu tarihsel kurguya mekansal ve politik bir itiraz olarak yükseliyor.
Savaşın ve yıkımın ortasında, 2018 yılında hayata geçen Jinwar, sadece şiddet mağduru kadınlar için bir sığınak değil; erkek egemenliğine karşı otonom bir yaşam modelidir. Kürt hareketinin kadın özgürlükçü, komünalist teorisinin bir pratiği olarak Jinwar, kadınların sadece “sakin” olduğu değil, mekanı bizzat kerpiçten (topraktan) kendi elleriyle inşa ettiği, mimarisiyle doğayla barışık, yönetim biçimiyle hiyerarşiden uzak bir köydür. Devrimin, özgürlükçü ve eşitlikçi düşüncelerin toplumlaşarak ve pratiklenerek hayatta kalabileceği vurgusu; gündelik yaşamın kadınlarca, ekolojik olarak yeniden örgütlenmesi gerekliliği düşüncesiyle ortaya çıkmıştır.
Etnisite, dil, mezhep, inanç farketmeksizin kadınların birlikte yaşadıkları Jinwar, “ev” kavramını özel mülkiyetin ve çekirdek ailenin hapsinden çıkarıp kolektifleştirir. Köyün merkezinde, kararların ortak alındığı bir meclis, kolektif bir mutfak, çocuklar için bir akademi ve şifa evi bulunur. Yaşam, rekabet değil “dayanışma ekonomisi” üzerine kuruludur; toprak ortak işlenir, ekmek ortak pişirilir.

Kadınların özgürce yaşayabileceği, kendilerini geliştirebileceği bir köy olarak kurulan Jinwar, bakım emeğinin, eğitimin ve beslenmenin, kapitalist pazarın dışına çıkarılarak nasıl toplumsallaştırılabileceğini gösterir.
Jinwar sorunlar, çelişkiler ve çatışmalarla dolu bölgede bir ütopya değil, coğrafyanın kadın bakış açısı ve emeğiyle yeniden yorumlanmasıdır. Bize, eşitlikçi bir toplumun ancak eşitlikçi mekanlar yaratarak mümkün olabileceğini anlatmaktadır.
3. Kentin ve Kırın Arayüzünde Bir Direniş: CAN MASDEU

Barselona’nın turistik merkezinden sadece biraz uzaklaştığınızda, Collserola Doğa Parkı’nın eteklerinde, kapitalist kentleşmeye karşı duran ve 24 yılı geride bırakan otonom bir vaha yükseliyor: Can Masdeu. 1950’lerde inşa edilen ve ardından kaderine terk edilen eski bir cüzzam hastanesinin, 2001 yılında iklim aktivistleri ve “Okupas” (İşgal) hareketi tarafından kolektifleştirilmesiyle başlayan bu hikaye, bugün dünya çapında ilham veren bir “Rurban” (Kırkent) laboratuvarına dönüşmüş durumda. 2002 yılında polisin tahliye girişimine karşı eylemcilerin üç gün boyunca binanın dış cephesinde iplerle asılı kalarak sergilediği o efsanevi pasif direniş, sadece yapıyı kurtarmakla kalmadı; aynı zamanda kentsel özyönetimin en dirençli kalelerinden birinin de temelini attı.
Can Masdeu’yu benzersiz kılan unsur, Rural (Kırsal) ve Urban (Kentsel) kavramlarını harmanlayan “Rurban” felsefesidir. Kent çeperinde (peri-urban) konumlanan bu topluluk, kentin sürekli genişleyerek doğayı yutmasına (urban sprawl) karşı fiziksel bir bariyer görevi görür. Kendi deyimleriyle onlar şehirden kaçanlar değil; kentsel sorunlara kırsal çözümler üretmek üzere kentin kıyısında mevzilenen ve şehri dönüştürmeyi hedefleyen bir topluluktur. Bu doğrultuda kurulan geniş topluluk bostanları (Hort Comunitari) gıda egemenliğini savunurken; yağmur suyu hasadı ve gri su arıtma sistemleri ekolojik döngüyü kusursuz şekilde işletir.
Hiyerarşisiz bir konsensüs demokrasisiyle yönetilen bu yaşam alanı, dış dünyaya kapalı bir kale değildir. Pazar günleri açılan Sosyal Merkez (PIC) vasıtasıyla ekmek atölyelerinden politik tartışmalara kadar birçok etkinlik halkla paylaşılır. Can Masdeu, “Kent Hakkı” kavramının sadece merkezde bir daireye sahip olmak olmadığını; kentin ekolojisine, üretimine ve yönetimine katılma hakkı olduğunu kanıtlayan, 20 yılı aşkın süredir yaşayan organik bir manifestodur.



